Ölümcül Hastalık Umutsuzluk

Ölümcül Hastalık Umutsuzluk

Søren Kierkegaard Çeviri: Mehmet Mukadder Yakupoğlu
ISBN: 978-975-539-172-4
2.Baskı - 2001

Ölümcül Hastalık Umutsuzluk, felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri. Kierkegaard’ın, tüm yaşamı boyunca sorguladığı konuları özetleyerek bunları çözümlemeye çalıştığı bir yapıt.

 
Tükendi

Kitap Hakkında

Ölümcül Hastalık Umutsuzluk, felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri. Kierkegaard’ın, tüm yaşamı boyunca sorguladığı konuları özetleyerek bunları çözümlemeye çalıştığı bir yapıt. Kierkegaard bu yapıtında, tüm yaşamımıza eşlik eden, varoluşumuzun gizemini yansıtan umutsuzluk duygusunu tüm yönleriyle ortaya koymakta ve bu duygunun anlamını sorgulamaktadır.

Varoluşun özü, “sonsuzluk” özlemiyle yanan insanın “sonluluk” çırpınışıdır. Kierkegaard Ölümcül Hastalık Umutsuzluk’ta bu öze dokunuyor ve Unamuno, Heidegger, Jaspers, Marcel, Sartre ve diğer varoluşçularda somutlaşan felsefi düşünce akımını başlatan düğmeye basıyor.

Kierkegaard’a göre umutsuzluk ölümcül hastalıktır, umutsuzluk günahtır ve umutsuzluk evrenseldir. Bu günah, bu ölümcül hastalık benlik ve ruh’un tüm ilişkilerinin de çerçevesini oluşturur. Çünkü nasıl umutsuzluk benliğin hastalığıysa, ölümsüzlük de ruhun hastalığı, dolayısıyla umutsuzluğudur. O halde insan bu olumsuzluktan çıkmak zorundadır. Bu çıkış sonluluktan sonsuzluğa geçişle gerçekleşebilir. Bu geçişi hangi benlik gerçekleştirir? Sürüsü karşısında çobanın benliği, ana baba karşısında çocuğun benliği ya da devlet karşısında bireyin benliği değil; Tanrı karşısında insanın benliği başarabilir bunu. Daha açık bir deyişle olumsuzluktan kurtulmak, benliğe yabancılaşma anlamına gelen umutsuzluktan kaçınmak, bireyin yaratıcısıyla karşı karşıya gelme cesaretini göstermesiyle mümkündür. Kierkegaard bu cesur eylemi iman olarak tanımlıyor. “İman, benliğin kendine dönerken, kendisi olmak isterken, kendi saydamlığı içinden onu ortaya koyan gücün içine atlamasıdır.”

Kierkegaard insanın manevi dünyasıyla ilgilenerek, yaşadığı çöküşleri hiçbir bilimin irdeleyemeyeceği bir derinlikte ele almış, aynı zamanda umutsuzluğu reddetmenin, umutsuz olmadığını söylemenin de umutsuzluk olduğunu belirttiği durumu göstermiştir.

Ne yazık ki her şeyin maddeleştiği bir dünyada yaşayan günümüz insanı, farkında olmadan, Kierkegaard’ın yüz elli yıl önce mükemmel bir biçimde betimlediği umutsuzluğun içinde çırpınmaktadır.

Künye

Yazar Hakkında

Søren Kierkegaard
1813’te Kopenhag’da doğdu. 1855’te yine Kopenhag’da öldü. Çocukluğu insanlardan uzak ve mutsuz geçti. Annesini, ablalarını, iki ağabeyini daha yirmi birini bitirmeden kaybetti. Babası 1838’de öldüğünde geride Sören’e ve ağabeyine büyük bir servet bırakmıştı. Bu sayede Kierkegaard hayatını maddi sıkıntı çekmeden yazarak geçirdi; ama babasından kalan psikolojik mirasın çok daha önemli sonuçları oldu. Ortodoks Lutherciliğe çok bağlı olan babasının güçlü kişiliği ve dindarlığının derinlerinde yatan melankolisi tüm hayatı boyunca etkisini sürdürdü.
Ağırbaşlılıkla umursamazlığın birbirine karıştığı bir gençlik döneminden sonra, nişanlısı Regine Olsen’den ayrıldı. Her iki tarafın da büyük acı çektiği bu olaydan sonra yaşamını felsefi düşünceye adadı. 1841’de doktora tezini (Begriff der İronie [İroni Kavramı]) verdikten iki yıl sonra pek çok kitap yayımladı. Bunların hemen hepsinde takma ad kullandı. Bu takma adlar kâh editör kâh yazar oluyor, birbirlerine göndermelerde bulunup polemiğe de giriyorlardı. Bir yandan resmi Kilise’ye, öbür yandan Hegel’e karşı olmak üzere iki cepheli bir polemiğe girişti. Amacı, inancın özü açısından öznel olduğunu ileri sürerek Hıristiyanlığı onu karikatürleştiren Hıristiyanlara karşı savunmaktı. Bu tutum aynı zamanda, Hegel’in sistematik idealizmine karşı çıkmak anlamına geliyordu. Kierkegaard devlet dinlerine karşı olduğu kadar sistematik düşüncelere karşı da bireysel varlığın tekliğini ileri sürer, İsa’nın ölüm deneyinde Hıristiyanlığın yeni bir boyutunu görerek bunu inceler. Eksiksiz sistemler ve kişiliksizleştirici kavramlar karşısında öznelliğin “gerçeğin kendisi” olduğunu söylerken, bir yandan da Tanrı’nın aşkınlığı karşısında öznelliğin başıboşluğu üzerinde durur.
Kierkegaard’ın felsefesi varoluşçuluğun kaynağını oluşturur. Kendi zamanında fazla tanınmayan felsefesi, kimi çağdaş düşünürleri, özellikle Heidegger’i, J.-P. Sartre’ı, K. Jaspers’i, K. Barth’ı derinden etkilemiştir.
BAŞLICA YAPITLARI: Enten-Eller (1843; Ya/Ya Da); Frygt og Baeven (1843; Korku ve Titreme, çev. Ekrem Düzen. Ara Y., 1990); Gjentagelsen (1843; Yineleme); Philosophiske Smuler (1844; Felsefi Kırıntılar); Bebrebet Angest (1844; Boğuntu Kavramı); Stadier paa Livets vei (1845; Yaşam Yolunda Aşamalar); Sygdommen til Döden (1849; Ölümcül Hastalık Umutsuzluk, Çev. Mehmet Mukadder Yakupoğlu, Ayrıntı Yayınları, 1997).