Nabız

Nabız

Julian Barnes Çeviri: Serdar Rifat Kırkoğlu
ISBN: 978-975-539-663-7
1.Baskı - 2012

Nabız; Julian Barnes'ın son yapıtlarının ana izleği olan “geçmişi düşünmek ve yeniden kurmak” tasarımına yepyeni bir boyut ekliyor.

İlk 16 sayfa için tıklayın.

 
15,00 TL
20,00 TL

Kitap Hakkında

Julian Barnes’ın üçüncü öykü kitabı olan Nabız; yazarın son yapıtlarının ana izleği olan “geçmişi düşünmek ve yeniden kurmak” tasarımına yepyeni bir boyut ekliyor: bu tasarımın “duyular”la oluşturduğu özel bağ. Böylelikle, görmek, işitmek, dokunmak, tat ve koku almak gibi temel duyuların her biri, birbirlerinden son derece farklı yazınsal bağlamlar içinde, önümüzdeki sayfalarda yer alan öykülere kaynak oluşturuyor.

Yazar “Doğu Rüzgârı” başlıklı öyküde, yalnız yaşayan, iki çocuklu, boşanmış bir emlakçının geçimini garsonluk yaparak sağlayan yabancı ve gizemli bir kadınla ilişkisine eğilirken; dört anlatıdan oluşan öykü dizisi “Phil ve Joannalar”da, bu kez dört entelektüel çiftin “politika, dil, çevre, seks, hastalık ve genel olarak hayat” üzerine dereden tepeden dizginsiz bir sohbete daldıkları anlara çeviriyor bakışını. “John Updike’la Yatmak” başlıklı öyküde, birbirlerinden ömürleri boyunca hiç ayrılmamış olmakla övünen yaşlı iki kadın yazarın kendi mahrem dünyalarında birbirlerini nasıl gördüklerini ele alıp hicvederken; “Bahçıvanların Dünyası”nda, görüş ayrılıkları olsa da birbirlerine dokunaklı bir sevgiyle bağlı evli bir çiftin kendi ideal bahçelerini ortaya çıkarma tasarılarını konu ediyor.“Sınır İhlali”, katı ilkeleri olan ve ne pahasına olursa olsun bunlardan ödün vermemekte direnen bir gencin bu tür ilkelerle başı hiç de hoş olmayan bir genç kızla çatışmasının öyküsü. Birinci bölümün son öyküsü olan “Evlilik Belgesi” ise, nostalji ve yas üzerine, otobiyografik boyutları da kendini belli eden bir hikâye. Julian Barnes, ikinci bölümün ilk öyküsü “Portre Ressamı”nda, sağır ve gezgin bir portre ressamının özlemler ve derinlikli bir sanat anlayışıyla belirginleşen iç dünyasına eğilirken; “Suç Ortaklığı”nda, annesinin gönlünü fethettikten sonra ilişki kurmak istediği kızının dünyasına girmeye çalışan bir gencin hikâyesini anlatıyor.“Harmoni”, görme yetisini yitirmiş buna karşılık büyük bir müzik yeteneği olan bir genç kızı konu edinen ve evrensel uyum temasını işleyen bir öyküyken; yazar “Carcassonne”da, İtalyan Birliği’nin kurucusu Garibaldi’nin yaşamından yola çıkarak “gerçek ve gerçeğe benzerlik” temasını mercek altına alıyor. Kitaba adını veren son öykü “Nabız”daysa, meslek seçimi ve özel yaşamında sorunları olan ve annesiyle babasına fazla bağlı bir yaşam sürdüren birinin dokunaklı olduğu kadar matrak hikâyesi anlatılıyor.Hiç kuşku yok ki, öteki kitaplarına olduğu gibi Nabız’a da damgasını vuran şey, Julian Barnes’ın psikolojik gerçekçiliğine çok iyi entegre ettiği, kahramanlarını asla güdükleştirmeyen, onları tek boyutluluğa indirgemeyen benzersiz ironisi. Nabız aynı zamanda, farklı öyküler arasındaki içmetinselliğiyle de dikkat çekiyor; bir öyküde yer alan bir ayrıntı, bir başka öyküde son derece değişik bir kılıkta karşımıza çıkıyor. Son romanı Son Verme Duygusu ile 2011 Booker Ödülü’ne layık görülmüş olan Julian Barnes’tan, her biri ayrı bir yazınsal tat veren öyküler…

Künye

Yazar Hakkında

Julian Barnes

Çağdaş İngiliz edebiyatının önde gelen adlarından olan Julian Barnes, 1946’da Leicester’da doğdu. Oxford Üniversitesi, Magdalen College’da okudu. The Oxford English Dictionary’de sözlükbilimci; daha sonraları ise The New Statesman ve The Sunday Times’ta gazeteci olarak çalıştı. Kitap eleştirileri ve takma adla polisiye romanlar kaleme aldı. 1982’den 1986’ya değin The Observer’da televizyon eleştirmenliği yaptı.

İlk romanı Metroland [1980; Metroland, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 2005] 1981’de Somerset Maugham Ödülü’nü kazandı ve bunu 1982’de yayımlanan Before She Met Me [1986; Benimle Tanışmadan Önce, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 2000] adlı romanı izledi. Asıl üne kavuşmasını sağlayan yapıtı ise, 1984’te yayımlanan romanı Flaubert’s Parrot [Flaubert’in Papağanı, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 2001] oldu; bu yapıtıyla Geoffrey Faber Memorial Ödülü’nü kazandı ve ayrıca Fransa’da Medicis Ödülü’nü kazanan ilk İngiliz olarak daha büyük okur kitlelerine ulaştı. 1986’da Staring at the Sun [Gündoğumuna Yolculuk, Çev. Didem Atay, Ayrıntı Yayınları, 2006] ve 1989’da ise, edebiyat alanındaki yenilikçiliğinin ve geniş hayal gücünün somut bir kanıtı olan ve birçok eleştirmence çarpıcı ve çizgidışı bir yapıt olarak değerlendirilen A History Of The World In 101/2 [101/2 Bölümde Dünya Tarihi, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 1999] yayımlandı. Bunları 1992’de yayımlanan Talking It Over [Seni Sevmiyorum, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 2000] ve 1993 tarihli, politik hiciv romanı The Porcupine [Oklukirpi] izledi. 1995’te, The New Yorker dergisi için yazdığı ve İngiliz kültür ve siyaset yaşamı üzerine kaleme aldığı makalelerden oluşan Letters from London gün ışığına çıktı. 1996 yılının Ocak ayında, 50. yaş gününün arifesinde, içinde daha önce çeşitli dergilerde yayımlanmış hikâyelerinin de bulunduğu ilk hikâye kitabı Manş Ötesi [Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 1999] okurla buluştu. Ve 1998 Eylül’ünde, England, England [İngiltere İngiltere’ye Karşı, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 2003] kitapçı raflarında boy gösterdi. Seni Sevmiyorum’un devamı olarak da okunabilecek olan romanı Love, etc. [Aşk, Vesaire, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 2002] Temmuz 2000’de, denemelerinin toplandığı Something to Declare [Bir Çift Söz, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 2004] 2001’de, The Man Booker ödülüne aday gösterilen Arthur & George [Arthur ve George, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 2010] ise 2005’te yayımlandı. 2008’de otobiyografik bir deneme olarak görülebilecek Nothing to be Feared [Korkulacak Bir Şey Yok, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, 2011] gün ışığına çıktı. Julian Barnes 2011 yılında The Sense of an Ending [Bir Son Duygusu, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yay., 2013.] adlı roman ve Pulse [Nabız, Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yay., 2012] adlı hikâye kitabını çıkardı.

Julian Barnes, ilk bakışta biraz farklı gibi gözüken ama daha dikkatle incelenince tümü de ortak bir yazarlık özelliğinin harcıyla karılmış yapıtlar vermiş olan bir yazardır. Onun yazarlık üslubu, hemen hemen bütün yapıtlarında, fazlasıyla kendine özgü bir kimlikle, hem matrak hem de trajik ve insani olana alabildiğine açık ve salt “negatif” olanla yetinmeyen çok yönlü bir “ironi” unsuruyla belirginleşir. Böylelikle; burjuva-bohem yaşam değerlerindeki karşıtlığın irdelendiği bir gençlik ve “oluşum” romanı olan Metroland’den, onun daha çok mercekli ve fanteziye daha yakın bir izdüşümü sayılabilecek Seni Sevmiyorum adlı değişik aşk romanına; politik bir hiciv novellası olan Oklukirpi’den, saplantılı bir kıskançlık öyküsünün anlatıldığı Benimle Tanışmadan Önce adlı romana; dinsel efsanelerdeki ikirciklik, Tarih’in ve Aşk’ın insan yaşamındaki yeri, Sanat’ın anlamı ve önemi ve bunlarla iç içe ve koşut olarak öykülenen deniz kazaları, terörizm ve nükleer felaket gibi güncel dünya sorunlarının işlendiği alegorik bir roman olan 10/2 Bölümde Dünya Tarihi’nden, yaşam-sanat etkileşimi ve otantik yaşam sorunsalının işlendiği deneme romanı Flaubert’in Papağanı’na kadar Barnes’ın bütün yapıtları bu çok yönlü ironi faktörünün izlerini taşır.

Yapıtları yirmi beşin üzerinde dünya diline çevrilmiş olan Julian Barnes, ayrıca E.M. Forster Ödülü (1986), Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi Ödülü (1988), Hamburg FVS Vakfı Shakespeare Ödülü ve nihayet The Man Booker gibi birçok ödüle de sahiptir.

Ayrıntı Yayınları, Julian Barnes’ın tüm yapıtlarını yayın programına almıştır.