%25

Kurbansal Sunu

Liste Fiyatı : 16,67TL
İndirimli Fiyat : 12,50TL
Kazancınız : 4,17TL
977-214-814-454-1
872
Kurbansal Sunu
Kurbansal Sunu
Ayrıntı Yayınları
12.50
Kurban nedir? Gerek antropolojik gerekse dinsel pratiklerde geçirdiği bunca dönüşümün, yıkımının, belki de kurucu gücünün ardında geriye ne bıraktı? Basitçe ardında iz bırakmadan yok mu oldu, yoksa onun dönüşümleri ürpertici bir şekilde soluğunu hâlâ hissettirmeye devam mı ediyor? Onun ortadan kalkmasının mantığı, ve bunun ekonomiyle, akılcılık tarihiyle olan ilişkileri nelerdir? Bugünün kurumlarında, söylemlerinde, bulduğumuz en akılcı çözümlerde bile kendini nasıl ortadan kalkmış şekliyle devam ettirebilir? Onun izinin varlıkbilimsel yapısı nedir ve bunun sözle, bakışla, dile getirebilmeyle, görülebilir olmayla ne tür ilişkileri vardır? Bütün bu sorular, dilin ve hatta dinin geçirdiği evrimle ne tür bir ilişki içindedir?

Melih Başaran bu şaşırtıcı, kapsayıcı ama bir o kadar da sistematik çalışmasında, daha ziyade İnsan Bilimlerinin kısmi bir araştırma alanı olarak kalmış bir alanı Felsefenin bağrına taşıyor; Felsefenin kavramsal alanında, varoluşun labirentlerinde, dünyaya, ötekiye, ölüme sunulmuş olmamızın, maruz kalışımızın koşullarında, daha doğrusu koşulsuzluğunda güçlü bir sınamadan geçiriyor. Kurban etme / kurban edilme pratikleri, burada etkin sunma ile edilgin sunulma arasında kusursuz bir kararsızlığa işaret eden sunu kavramı çerçevesinde sorunsallaştırılıyor. Felsefenin belli başlı uğrak noktaları, beden, bedensellik, ruh, tin, tinsellik, duyulur dünya, kavranabilir dünya tasarımları, ölüm, kurtuluş retorikleri, mutsuz bilincin serüveni, yani başka yerde kazanmak için burada yapması gereken fedakârlıklar, ve nihayet arzu, Antik filozoflardan Modern döneme, Sokrates'ten Hegel'e, oradan Nietzsche, Heidegger, Bataille aracılığıyla, Deleuze, Foucault, Derrida, Levinas, Lacan, Nancy gibi Modern dönem sonrası filozoflara kadar, süreklilikleri ve süreksizlikleri içinde tartışılıp yapıçözüme uğratılmaya çalışılıyor. 

Artık anısına sahip olmadığımız bir geceden gelip çeşitli kılık değiştirmeleri ve maskeleri ardında süre-giden kurban, Nietzsche'nin, hatta ondan da çok önce, İbrahim ve Sara'nın gülüşü karşısında bir ‘parodi' haline gelip çölde dağılmadan önce, ötekiyle olan her yüz-yüzelik ilişkisinde içimizde öteki gecenin, veya öteki çölün esrimesini bırakıyor. Ötekiyle, yani her sonlu, ölümlü varlıkla; bu arada, sunusu, maruz kalışı en göz ardı edilen hayvan dünyasıyla... Ama aynı güçlü nedenlerden dolayı, vahşete maruz kalmış, dışladığımız, anısını reddettiğimiz, hatta silmeye çalıştığımız, af dileme sorumluluğunu üslenmeyi geçiktirdiğimiz en yakınımızdaki ötekiyle artık kurban mantığının ve ekonomisinin sona ermesi umuduyla...

  • Açıklama
    • Kurban nedir? Gerek antropolojik gerekse dinsel pratiklerde geçirdiği bunca dönüşümün, yıkımının, belki de kurucu gücünün ardında geriye ne bıraktı? Basitçe ardında iz bırakmadan yok mu oldu, yoksa onun dönüşümleri ürpertici bir şekilde soluğunu hâlâ hissettirmeye devam mı ediyor? Onun ortadan kalkmasının mantığı, ve bunun ekonomiyle, akılcılık tarihiyle olan ilişkileri nelerdir? Bugünün kurumlarında, söylemlerinde, bulduğumuz en akılcı çözümlerde bile kendini nasıl ortadan kalkmış şekliyle devam ettirebilir? Onun izinin varlıkbilimsel yapısı nedir ve bunun sözle, bakışla, dile getirebilmeyle, görülebilir olmayla ne tür ilişkileri vardır? Bütün bu sorular, dilin ve hatta dinin geçirdiği evrimle ne tür bir ilişki içindedir?

      Melih Başaran bu şaşırtıcı, kapsayıcı ama bir o kadar da sistematik çalışmasında, daha ziyade İnsan Bilimlerinin kısmi bir araştırma alanı olarak kalmış bir alanı Felsefenin bağrına taşıyor; Felsefenin kavramsal alanında, varoluşun labirentlerinde, dünyaya, ötekiye, ölüme sunulmuş olmamızın, maruz kalışımızın koşullarında, daha doğrusu koşulsuzluğunda güçlü bir sınamadan geçiriyor. Kurban etme / kurban edilme pratikleri, burada etkin sunma ile edilgin sunulma arasında kusursuz bir kararsızlığa işaret eden sunu kavramı çerçevesinde sorunsallaştırılıyor. Felsefenin belli başlı uğrak noktaları, beden, bedensellik, ruh, tin, tinsellik, duyulur dünya, kavranabilir dünya tasarımları, ölüm, kurtuluş retorikleri, mutsuz bilincin serüveni, yani başka yerde kazanmak için burada yapması gereken fedakârlıklar, ve nihayet arzu, Antik filozoflardan Modern döneme, Sokrates'ten Hegel'e, oradan Nietzsche, Heidegger, Bataille aracılığıyla, Deleuze, Foucault, Derrida, Levinas, Lacan, Nancy gibi Modern dönem sonrası filozoflara kadar, süreklilikleri ve süreksizlikleri içinde tartışılıp yapıçözüme uğratılmaya çalışılıyor. 

      Artık anısına sahip olmadığımız bir geceden gelip çeşitli kılık değiştirmeleri ve maskeleri ardında süre-giden kurban, Nietzsche'nin, hatta ondan da çok önce, İbrahim ve Sara'nın gülüşü karşısında bir ‘parodi' haline gelip çölde dağılmadan önce, ötekiyle olan her yüz-yüzelik ilişkisinde içimizde öteki gecenin, veya öteki çölün esrimesini bırakıyor. Ötekiyle, yani her sonlu, ölümlü varlıkla; bu arada, sunusu, maruz kalışı en göz ardı edilen hayvan dünyasıyla... Ama aynı güçlü nedenlerden dolayı, vahşete maruz kalmış, dışladığımız, anısını reddettiğimiz, hatta silmeye çalıştığımız, af dileme sorumluluğunu üslenmeyi geçiktirdiğimiz en yakınımızdaki ötekiyle artık kurban mantığının ve ekonomisinin sona ermesi umuduyla...

      Dizi No
      :
      204
      Yayın No
      :
      464
      Stok Kodu
      :
      977-214-814-454-1
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
sultanbeyli escort sancaktepe escort izmir escort
Kapat