Homo Ludens

Homo Ludens

Johan Huizinga Çeviri: Mehmet Ali Kılıçbay
ISBN: 978-975-539-099-4
6.Baskı - 2017

Johan Huizinga, Homo Ludens adlı bu temel eserinde yeryüzünde insana ait her şeyin başlangıcının oyun olduğunu gösteriyor. Önce oyun vardı!

İlk 16 sayfa için tıklayın.

 
22,50 TL
30,00 TL

Kitap Hakkında

Biz insanların Homo Sapiens nitelemesini hak edecek kadar akıllı olmadığımız anlaşıldı... Birçok hayvanın da alet yapabildiği, dolayısıyla insana Homo Faber demenin de anlamsız olduğu görüldü... Peki biz kimiz? İnsana özgü üçüncü bir özellik olarak Homo Ludens’i, oyun oynayan insanı bu nitelemeler arasına katamaz mıyız?

Johan Huizinga, Homo Ludens adlı bu temel eserinde yeryüzünde insana ait her şeyin başlangıcının oyun olduğunu gösteriyor. Önce oyun vardı!

Oyun kurgusal olduğu bilinen ve gündelik hayatın dışında yer alan, bununla birlikte oyuncuyu da tamamen içine çeken, gönüllü, özgür bir eylemdir. Sınırları özellikle belirlenmiş zaman ve mekân içinde gerçekleşen, her türlü maddi çıkardan ve yarardan uzak bu eylem, verili kurallara göre, belli bir düzen içinde yerine getirilir. Oyuncu ve kimi zaman da seyirci kendinden geçer, coşar... Bu şekilde tanımlanan oyun, tarih boyunca, hayatın her alanında kültürün temel öğesi olarak varlığını sürdürmüştür.

Huizinga, kolektif hayatın bütün önemli biçimlerinin –ibadet, şiir, müzik, dans, bilgelik, bilim, hukuk, mücadele ve savaş– ortaya çıkışında oyunun son derece etkin bir rol oynadığını, Doğu ve Batı dünyasına ilişkin zengin tarihsel bilgi ve belgelere dayanarak gösteriyor. Fakat modern çağlarla birlikte oyun, hayatı zenginleştiren bir unsur olmaktan çıkıp bugünkü dar anlamına kapanınca, katlanılması daha güç, renksiz ve tekdüze hayatlar yaşamaya başladığımızı da Huizinga’dan öğreniyoruz: Ekonomik güç ve çıkarların dünyanın gidişatını belirleyeceğine utanç verici biçimde inanıyoruz; ibadet eder gibi çalışıyor ve üretiyoruz; yavan ve kuru yarar duygusu, burjuva rahatlığı ideali zihniyetlerimizi etkiliyor. Oyuna toplumlarımızda artık yer yok; hayatın bütünlüğünden dışlanıp, sanayiye malzeme olsun diye bir köşeye atıldı...

Yeniden oyun oynayan insan olmayı isteyenler için... 

“Pek çok insanın yaşamında dönüm noktası olan kitapların bulunduğunu, kendi özyaşam çizgimde de iki kitabın önemli yeri olduğunu belirtmek isterim. Bunlardan birincisi, bu kitabın esinlendiği Hollandalı tarihçi J. Huizinga’nın Homo Ludens’idir. (…) 1950’lerde bu kitabı okuduktan sonra bütün bir yaşam boyu ne yapacağımın da kararını vermiştim.”Metin And, Oyun ve Bügü

Künye

Yazar Hakkında

Johan Huizinga

Johan Huizinga Hollanda’nın en büyük tarihçilerinden biridir. Groningen ve Leipzig Üniversitelerindeki güçlü bir öğrenimin ardından Doğu üzerine yazdığı bir uzmanlık teziyle bilim doktoru olur. Haarlem’de tarih, Amsterdam’da da Hint Edebiyatı dersleri verir. 1905-1915 arasında Groningen’de, ardından 1942’ye değin Leiden Üniversitesi’nde Tarih profesörü olarak görev yapar. Ayrıca 1929-1945 yılları arasında Den Haag Bilimler Akademisi Edebiyat Bölümü’nün yöneticiliğini üstlenir. 1942’de Nazilerce rehin alınır ve ölümüne değin gözaltında tutulur.

Önceleri Hint edebiyatı ve Hindistan’daki kültürler üzerine çalışmalar yapar. Ama asıl ününü, 14.-15. yüzyıllarda Fransa ve Felemenk’teki yaşam biçimlerini ve düşünce yapısını ele alan Herfsttij der middeleeuwen [Ortaçağın Günbatımı, Çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, 1997] adlı eseriyle kazanır. Canlı ve akıcı üslubuyla yapıt, tarih açısından olduğu kadar edebi açıdan da önem taşımaktadır. 1919 yılında Hollanda’da yayımlanan bu temel kitap, ardından Fransızca’ya ve birçok yabancı dile çevrilir. Tarihçi Huizinga’nın, Amerika Birleşik Devletleri üzerine iki kitabını (1918 ve 1926), Erasmus biyografisini (1924) ve çeşitli inceleme eserlerini de önemli çalışmaları arasında sayabiliriz. Tarihle ilgili eserleri kılı kırk yaran kesinlikteki belgeleme çalışmasıyla ve orijinal bakış açısından kaynaklanan üslupçu özelliğiyle ayırt edilir.

Fakat Huizinga’nın, aynı zamanda, birinci sınıf bir denemeci olduğu 1938’de yazdığı Homo Ludens okunduğunda fark edilecektir. In de schaduwen van Morgen (1935) adlı eseriyle de bütün dünyada adından söz ettirir. Bu sonuncu eserde, zamanımızın özelliği olan endişe verici fenomenleri, sosyalist olmasa da demokratik bir bakış açısıyla ustaca analiz etmekte ve yargılamaktadır. Huizinga, tüm yapıtlarında tarihsel olgular arasındaki toplumsal ve tinsel ilişkileri gerçekçi bir tutumla açıklamaya çalışmıştır. Kültürü, toplumun özdeksel, tinsel ve ahlâki alanların niteliği, doğal durumdan daha yüksek bir varlık durumuna geçişte ortaya çıkan olgu olarak tanımlamıştır. Güç kavramına karşı tarihsel deneyimden kaynaklanan bir güvensizlik duyan Huizinga, dengeli ve uyumlu bir hümanizmanın savunucusu olmuştur.

Ölüm bilinci kavramı üzerinde de duran Huizinga, bunu bireyciliğe bağlamıştır. Ona göre ölüm bilinci toplumsal örgütsüzlük dönemlerinde belirir. Çünkü böyle zamanlarda bireysel seçim, toplumsal değerlere kendiliğinden gösterilen uyumun önüne geçer. Huizinga bu tür dönemlere örnek olarak şehir devletlerinin çözülmesinden sonraki klasik toplumu, feodalizmin çöküşünden sonraki erken Rönesans dönemini ve 20. yüzyılı verir.

Huizinga, Leiden Üniversitesi’ndeki rektörlüğü sırasında Yahudi karşıtı propagandadan sorumlu gördüğü Alman bir okutmanı bu üniversiteden uzaklaştırarak soğukkanlı bir cesaret örneği sergilemiştir. Hitler’in iktidara gelişinden sonra gerçekleşen bu olay ve Hollandalı bilginin genel tavırları, 1942 yılında, Nazilerin elinde üç ay rehin kalmasına mal olur ve ölümüne kadar taşrada sürgün hayatı yaşar.