Flaubert'in Papağanı

Flaubert'in Papağanı

Julian Barnes Çeviri: Serdar Rifat Kırkoğlu
ISBN: 978-975-539-232-5
2.Baskı - 2017

Emekli doktor, her ikisi de yazara ait olduğu öne sürülen iki papağanın ardına düşüyor. Acaba hangisi sahte, hangisi gerçek papağan? Peki ya sonuç ne?

İlk 16 sayfa için tıklayın.

 
12,00 TL
16,00 TL

Kitap Hakkında

İngiliz edebiyatının önde gelen yazarları arasında Julian Barnes’a ayrıcalıklı bir ün kazandırmış olan Flaubert’in Papağanı, hiç kuşku yok ki, Yaşam-Sanat diyalektiği üzerine günümüze değin kaleme alınmış en özgün ve çarpıcı yapıtlardan biri. Romanın özgünlüğü, öncelikle, derinlikli bir insan kavrayışını son derece yenilikçi bir estetik kurgu içinde ortaya koyabilmiş olmasında yatıyor.Julian Barnes, bir “deneme-roman” olarak da nitelendirilebilecek yapıtında, o tümüyle kendine özgü ironik üslubuyla bizlere, Yaşam dediğimiz o gizemli şeyin binbir türlü ayrıntısından, Sanat’ın karşı koyulmaz çekiminden ve sınırlarından, Gerçek’in kendini saklayan yüzlerinden ve daha nice şeyden söz ediyor.Romanın ana öyküsünü; dünya görüşü, sanatı, aşkları, yolculukları ve zengin bir çeşitlilik gösteren ilginç yaşantısıyla XIX. yüzyılın ünlü Fransız romancısı Gustave Flaubert’in başından geçenler oluşturuyor. Bunun yanı sıra romanda, bu öyküye koşut olarak anlatılan ve gizi ancak satır aralarında verilen bir başka öykü daha var: Roman kahramanı Geoffrey Braithwaite’in, artık hayatta olmayan karısı Ellen’ın gizli yaşantısının damgasını taşıyan öyküsü. Farklı yüzyıllara ait bu iki öykü, anlatı boyunca inceden inceye birbirlerine sürekli eklemleniyor ve roman kahramanı Braithwaite’in kişisel yaşamı ile edebiyat tarihine “Gerçekliğin” babası adıyla geçmiş olan Gustave Flaubert’in yaşamı arasında yüzyıllar ötesinde anlamlı bir köprü kuruyor.Flaubert uzmanı, emekli doktor Geoffrey Braithwaite, her ikisi de yazara ait olduğu ileri sürülen iki papağanın ardına düşüyor. Acaba bunlardan hangisi sahte, hangisi “gerçek” papağan? Peki ya sonuç?Sonuç, belki de, “Gerçek”in, dedektif romanlarında foyası ortaya çıkarılan katil gibi bir şey olmadığı... Ya da, herkesin ancak “kendi” okumalarıyla bu gize bir yanıt bulabilecek olması... “1984’te İngiltere’de yayımlanmış olan en iyi roman.”John Fowles “Keyif verici ve zenginleştirici... Bir edebiyat şöleni!”Joseph Heller

Künye

Yazar Hakkında

Julian Barnes
Çağdaş İngiliz edebiyatının önde gelen adlarından olan Julian Barnes, 1946’da Leicester’da doğdu. Oxford Üniversitesi, Magdalen College’da okudu. The Oxford English Dictionary’de sözlükbilimci; daha sonraları ise The New Statesman ve The Sunday Times’da gazeteci olarak çalıştı. Kitap eleştirileri ve takma adla polisiye romanlar kaleme aldı. 1982’den 1986’ya değin The Observer’da televizyon eleştirmenliği yaptı.
İlk romanı Metroland 1981’de Somerset Maugham Ödülü’nü kazandı ve bunu 1982’de yayımlanan Benimle Tanışmadan Önce adlı romanı izledi. Asıl üne kavuşmasını sağlayan yapıtı ise, 1984’te yayımlanan romanı Flaubert’in Papağanı oldu; Barnes, bu yapıtıyla Geoffrey Faber Memorial Ödülü’nü aldı ve ayrıca Fransa’da Medicis Ödülü’nü kazanan ilk İngiliz olarak daha büyük okur kitlelerine ulaştı. 1986’da Staring at the Sun, 1989’da ise edebiyat alanındaki yenilikçiliğinin ve geniş hayal gücünün somut bir kanıtı olan ve birçok eleştirmence çarpıcı ve çizgi dışı bir yapıt olarak değerlendirilen 10½ Bölümde Dünya Tarihi yayımlandı. Bunları 1992’de yayımlanan Seni Sevmiyorum ve 1993 tarihli politik hiciv romanı Oklukirpi izledi. 1995’te, The New Yorker dergisi için yazdığı ve İngiliz kültür ve siyaset yaşamı üzerine kaleme aldığı makalelerden oluşan Letters from London gün ışığına çıktı. 1996 yılının ocak ayında, 50. yaşgününün arifesinde, daha önce çeşitli dergilerde yayımlanmış hikâyelerinin de bulunduğu ilk hikâye kitabı Manş Ötesi okurla buluştu. 1998 Eylül’ünde ise, son romanı İngiltere İngiltere’ye Karşı kitapçı raflarında boy gösterdi.
Julian Barnes, ilk bakışta birbirinden biraz farklı gibi gözüken; ama daha dikkatle incelenince tümü de ortak bir yazarlık özelliğinin harcıyla karılmış yapıtlar vermiş olan bir yazardır. Onun yazarlık üslubu, hemen hemen bütün yapıtlarında, fazlasıyla kendine özgü olan, hem çok matrak hem de trajik ve insani olana alabildiğine açık ve salt “negatif” olanla yetinmeyen çok yönlü bir “ironi” unsuruyla belirginleşir. Böylelikle burjuva-bohem yaşam değerlerindeki karşıtlığın irdelendiği bir gençlik ve “oluşum” romanı olan Metroland’den, onun daha çokmercekli ve fanteziye daha yakın bir izdüşümü sayılabilecek Seni Sevmiyorum adlı değişik aşk romanına; politik bir hiciv novellası olan Oklukirpi’den, saplantılı bir kıskançlık öyküsünün anlatıldığı Benimle Tanışmadan Önce adlı romana; dinsel efsanelerdeki ikirciklilik, tarihin ve aşkın insan yaşamındaki yeri, sanatın anlamı ve önemi ve bunlarla iç içe ve koşut olarak öykülenen deniz kazaları, terörizm ve nükleer felaket gibi güncel dünya sorunlarının işlendiği alegorik bir roman olan 10½ Bölümde Dünya Tarihi’nden, yaşam-sanat etkileşimi ve otantik yaşam sorunsalının işlendiği deneme romanı Flaubert’in Papağanı’na kadar Barnes’ın bütün yapıtları bu çok yönlü ironi faktörünün izlerini taşır.
Yapıtları yirmi beşin üzerinde dünya diline çevrilmiş olan Julian Barnes, ayrıca E.M. Forster Ödülü (1986), Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi Ödülü (1988), Hamburg FVS Vakfı Shakespeare Ödülü gibi birçok ödüle daha sahiptir.
Ayrıntı Yayınları, Julian Barnes’ın tüm yapıtlarını yayın programına almıştır.