Değirmen

Değirmen

Sabahattin Ali ISBN: 978-605-314-354-3
1.Baskı - 2019

"Değirmen"de, büyük hikâyecimiz Sabahattin ali'nin ilk öyküleri yer alıyor...

İlk 16 sayfa için tıklayın.

 
7,50 TL
10,00 TL

Kitap Hakkında

Dışarıda fırtına gittikçe artıyor ve rüzgâr ıslak kamçısını kerpiç duvarlarda gezdiriyordu. Yükselen sular tahta oluklardan taşıyor, haykıra haykıra yerlere dökülüyordu. İçeride taşlar nihayetsiz bir coşkunlukla homurdanıyor; çılgın gibi dönen kayışlar şaklıyor; birbirine geçen tahta çarkların dişleri ağlar gibi gıcırdıyordu. Ve bunların hepsini bastıran deli bir ses kâh yalvarıyor, kâh hiddetle kıvranıyor, susacak gibi olduktan sonra tekrar yükseliyordu. Alacakaranlıkta Atmaca’nın siyah ve parlak gözleri hiç kıpırdamadan genç kıza bakıyorlardı, genç kızın acınacak bir perişanlıkla çırpınan büyümüş gözlerine...
(Değirmen)
 
Sabahattin Ali’nin öykülerinde olaylar ön plandadır. Toplumdaki eşitsizliğin mağduru yoksulların, ezilmişlerin, kimsesizlerin başına gelenler olay örgüsü içinde önemli bir yer tutar. Öykü kişileri belirli bir toplumsal kesime ait olmakla birlikte kendi sorunları, tutkuları olan gerçek insanlardır; her birinin kendine özgü macerası, insan olmaktan kaynaklı erdem ve zaafları, iyicil ve kötücül yanları vardır. Sabahattin Ali’nin öykü kahramanlarıyla kurmuş olduğu duygudaşlık, acısına tanık olduğu insanları anlatırken kullandığı dil ve bir anlatıcı olarak hikâyeye dahil oluş biçimi, bir yerlerde gerçekten yaşanmış sahici hayatların anlatıldığını hissetmemizi sağlar.
Köylünün, yoksulun, ezilmiş insanların hayatlarını, onların “iç dünya”larının karanlıkta kalmış ayrıntılarını ilk anlatan yazarımız Sabahattin Ali değildir ama Nâzım Hikmet’in ifadesiyle, bunu “büyük bir ustalıkla, devrimci, halkçı, gerçekçi bir görüşle yapan ilk hikâyecimiz, romancımız o’dur.”
Değirmen’de, büyük hikâyecimizin ilk öyküleri yer alıyor. 

Künye

Yazar Hakkında

Sabahattin Ali

25 Şubat 1907’de Bulgaristan’da, Gümülcine Sancağına bağlı Eğridere ilçesinde doğdu. 1921 yılında Edremit İptidaî Mektebi’ni bitirdi. 1922 yılında Balıkesir Öğretmen Okulu’na girdi. İlk şiirleri dönemin edebiyat dergileri Çağlayan ve Servet-i Fünun’da yayımlandı. 1927 yılında İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’na geçti, son sınıfı burada okudu ve ardından Yozgat Cumhuriyet İlkokulu’na atandı. 

1928’de Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan bir sınavı kazanarak dil öğrenmesi için Almanya’ya gönderildi. Ölümünden sonra Asım Bezirci tarafından derlenerek yayımlanacak bazı şiirlerini Berlin’deyken yazdı. Dünya edebiyatının önemli yazarlarının ve sosyalist düşünürlerin yapıtlarıyla tanıştı. Dört yıllık öğrenim sürecini tamamlayamadan ikinci yılın sonunda, 1930’da Türkiye’ye döndü. 

Almanca yeterlilik sınavını vererek Aydın Ortaokulu Almanca öğretmenliğine atandı. 1931 yılında bir ihbar sonucu, yıkıcı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı. Aydın’da üç ay tutuklu kaldıktan sonra beraat etti.

1931-1932 yılları arasında Konya’da, Konya Ortaokulu Almanca öğretmeni olarak görev yaptı. “Dağlar”, “Karayazı” ve “Unutamadım” adlı şiirleri ve “Bir Skandal” adlı hikâyelerini yazdı. Kuyucaklı Yusuf’un ilk bölümü burada, Yeni Anadolu adlı yerel gazetede tefrika edildi. Gazete sahibiyle düşülen anlaşmazlığa bağlı bir ihbar sonucu, devlet büyüklerini küçük düşüren bir şiir yazıp okuduğu gerekçesiyle tutuklandı. Cezasının bir kısmını Konya, bir kısmını Sinop Cezaevlerinde geçirdi. “Gurbet Hapishanesi” ve “Hapishane Şarkısı” adlı şiirlerini Sinop Cezaevi’nde kaleme aldı. 29 Ekim 1933’de, Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde çıkarılan Af Kanunu sonucunda tahliye edildi.

1934 yılında ilk şiir kitabı Dağlar ve Rüzgâr’ı yayımladı. Aynı yıl MEB Talim ve Terbiye Dairesi mümeyyizliğine atandı. Halk şiirinden esintiler taşıyan bu ilk kitabı 1935 yılında Değirmen ve 1936 yılında Kağnı adlı öykü kitapları izledi. Aynı yıl, Max Memmerich’ten Tarihte Garip Vakalar’ı çevirdi.

1937’de edebiyatımızda çığır açan başyapıtı Kuyucaklı Yusuf romanı ve Ses adlı öykü kitabı yayımlandı. 

1938 yılı sonlarında önce Musiki Muallim Mektebi’ne, ardından da Devlet Konservatuarı’na atandı. Bir taraftan Carl Ebert gibi Nazi zulmünden kaçan tiyatro yönetmenleriyle çalışırken diğer taraftan da ülke içindeki Nazi hayranı ırkçı milliyetçilerle kavgaya tutuştu. 1940 yılında, ideolojik içerikli bu kavgadan izler de barındıran İçimizdeki Şeytan romanını yayımladı. Yapıt, Turancıların büyük tepkisiyle karşılandı ve doğrudan yazarı hedef alan kampanyalara konu oldu. 1941’de Sofokles’ten Antigone, 1942’de G.E. Lessing’ten Minna Von Barnhelm çevirilerini yayımladı. 

1943 yılı, üretken yazar için verimli bir yıldı: Kürk Mantolu Madonna adlı romanı ve Yeni Dünya adlı öykü kitabının yanında H. Von Kleist - A.V. Chamisso - E.T.A. Hoffmann’dan Üç Romantik Hikâye, Ignazio Silone’den Fontamara adlı çevirileri yayımlandı. 

1944’de C.F. Hebbel’den Gyges ve Yüzüğü, Puşkin’den (Erol Güney’le) Yüzbaşının Kızı adlı kitapları çevirdi. 

2. Dünya Savaşı’nın bitimiyle ortaya çıkan kutuplaşmada siyasal safını daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi olarak belirleyen Sabahattin Ali, 1945 yılı Aralık ayında Cami Baykurt’la birlikte Yeni Dünya adlı bir gazete çıkardı. Dönemin iktidarı tarafından desteklenen ve tarihe “Tan Matbaası Baskını” olarak geçen 4 Aralık olayları sırasında saldırıya uğrayan ilerici-solcu yayın ve kitabevleri arasında Yeni Dünya da vardı.

Memleket için bir şeyler yapma sorumluluğu onu Aziz Nesin’le birlikte Markopaşa adlı bir politik mizah gazetesi çıkarmaya yöneltti. 1946 yılı Kasım ayında ilk sayısı çıkan gazete kısa zamanda okuyucularının her sayısını merakla beklediği bir muhalefet odağı haline geldi. Gazetede yer alan yazılardan biri hakkındaki davanın kesinleşmesi üzerine üç ay mahpus yattı.

1947 yılı sonlarına doğru, içinde 1943 sonrası yazdığı hikâyelerin ve toplumsal yergi içerikli masallarının yer aldığı Sırça Köşk adlı kitabını yayımladı. Kitap, yayımlandıktan bir süre sonra Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı.

Ardı arkası kesilmeyen davalar, takip koşulları altında hayatını sürdürme zorluğu ve tekrar tutuklanma tehdidi yazarı yurtdışına çıkma kararı almaya itti. Pasaport talebinin reddedilmesi üzerine kaçak yollardan Bulgaristan’a geçmek isterken 1948’de Nisan ayının ilk günlerinde öldürüldü. Cesedi 16 Haziran günü, Kırklareli’ne bağlı Sazara köyü yakınlarında bir çoban tarafından bulundu.

Ölümüyle ilgili sır perdesi aradan geçen yetmiş yıla rağmen aydınlatılamadı. Kitapları uzun yıllar yayımlanmadı. 

1965 yılında Varlık, sonrasında Bilgi, Cem ve Yapı Kredi Yayınları tarafından kitapları yeniden yayımlanan Sabahattin Ali’yle ilgili çok sayıda değerlendirme, inceleme, araştırma ve anı kaleme alındı ve yayımlandı. Şiirleri farklı sanatçılar tarafından bestelendi, bazı öyküleri filme alındı ve eserleri gerek yurtiçinde gerek yurtdışında akademik araştırmalara konu oldu.