Aşkın Metafiziği

Aşkın Metafiziği

Arthur Schopenhauer Çeviri: Veysel Atayman
ISBN: 978-605-314-270-6
1.Baskı - 2018

Schopenhauer, insanların aşk ya da soyları uğruna yaşamlarını çoğu zaman feda etmeleri nedeniyle, aşkın insan doğasındaki en güçlü itki olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

İlk 16 sayfa için tıklayın.

 
7,50 TL
10,00 TL

Kitap Hakkında

Bu denemesinde Schopenhauer, insanların aşk ya da soyları uğruna yaşamlarını çoğu zaman feda etmeleri nedeniyle, aşkın insan doğasındaki en güçlü itki olduğunu, hatta kendini koruma itkisinden bile daha güçlü olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Aşk sadece en güçlü değil, aynı zamanda en yaygın itkidir, eylemlerimizin çoğunu harekete geçirmede kararlı fakat bilinçaltına dayalı bir rol oynamaktadır. Gelgelelim Schopenhauer, itkiler arasında en güçlü ve yaygın bu itkinin gizli ve irrasyonel olduğunu, karşı koymada güçsüz kaldığımız sonsuz acıların kaynağı olduğunu iddia eder. Bizim için yıkıcı olsalar bile, tatmin edilmeleri kısa süreli ve anlık olsa bile onlara teslim oluruz. Aşkın bize hazların en muazzamını getireceğini düşünürüz; fakat gerçekleri görmeye başlamaktan ve hayal kırıklığının oluşmasından ziyade, bizi sevkettiği şeyleri en kısa sürede tatmin ederiz. Arzularımız yenilendiğinden ve onlara karşı koyamadığımızdan dolayı, herhangi bir ders çıkartmak yerine aptallığımızı sürdürürüz. Aşk arayışının peşindeki failler olsak da, bizi kendi amaçları için kontrol eden ve kullanan daha yüksek güçlerin gerçekte yalnızca araçlarıyız. Aşk için üremeden başka hiçbir amaç yoktur ve üreme için de türün hayatta kalmasından başka hiçbir amaç yoktur. Yaşama iradesi, ona hizmet eden bireylerin mutluluğunu azıcık bile umursamaz. Her birey tür uğruna ürer ve üreme görevini yerine getirdikten sonra ıskartaya çıkarılır ve ölüme teslim edilir.

Epikuros ve Epiktetos gibi Schopenhauer de, servet ve şöhreti ne kadar çok elde edersek onları o kadar çok isteyeceğimizi ileri sürer; fakat ne kadar çok istersek de elde edilmeleri o kadar güçtür, dolayısıyla sürekli olarak memnuniyetsiz, tatminsiz kalırız. Günümüzün büyük bir kısmında ihtiyaçlarımızı tatmin etmek, can sıkıntısından kurtulmak için mücadele halindeyiz, ya da hareketsiz cinsel dürtülerle mücadele ediyoruz, sadece yarınki çabalarımızı tekrarlamaya mahkûm olduğumuzu gördüğümüz için. Biliyoruz ki bizler bir işkence döngüsüne hapsolmuşuz; imkânsız olmasa da, kurtulmanın zor olduğunu keşfederiz, çünkü tam da bizi kapana sıkıştıran şeylere arzu duyarız. Schopenhauer’in belirttiği gibi, sanki “İksion’un dönen tekerleği üzerine yatmışız… ve Danaosların eleğinden su çekiyoruz.” Evet, aslında cehennemin daha iyi bir tarifi olamazdı. Frederick C. Beiser

Künye

Yazar Hakkında

Arthur Schopenhauer

(22 Şubat 1788, Danzig - 21 Eylül 1860, Frankfurt am Main)

Alman filozof. Annesi bir yazar, kız kardeşi de edebiyatçı olarak dönemlerinde ünlenmiş kimselerdi. Babası, 20 Nisan 1805 sabahı, işlerinin ters gitmesi üzerine içine düştüğü bunalım sonucu evinin önündeki kanala atlayarak hayatına son verdi; babaannesi de aklını yitirerek öldü. Ailedeki bu akli bozukluk belirtileri, Schopenhauer’in 1811-1813 yılları arasında üç yıl boyunca akıl hastalarını inceleyip kendince bir teori oluşturmasının da nedenidir.

Schopenhauer babasının ölümünden bir süre önce Fransa’ya gönderildi, burada birkaç yıl kalıp Fransızca öğrendi, Fransız Devrimi’nin etkilerine tanık oldu. Ardından, 1809’da tıp öğrencisi olarak Göttingen Üniversitesi’ne girdi. Hekimlikten çok, bilime duyduğu merak bu öğrenimi seçmesinde belirleyici oldu. 1810’da Kant felsefesiyle tanıştı. 1811 ile 1813 arası, Fichte’nin de yaşadığı Berlin’e geçerek burada üç yıl boyunca Berlin Chartie’de (akıl hastanesi) akıl hastalarını inceleme fırsatı buldu.

Über die Vierfache Wurzel der Satzer vom Zureichenden Grunde (Yeter-Sebep Önermesinin Dört Farklı Kökü Üzerine) başlıklı doktora teziyle 1813’te Jena Üniversitesi’nde beşeri bilimlere geçti ve orada felsefe doktoru unvanını aldı. Goethe ile tanışması onu renkler üzerine bir teori geliştirmeye yöneltti.

Düşünürün Die Welt als Wille und Vorstellung (İrade ve Tasarım Olarak Dünya) adlı kitabı 1819’da basıldı. Henüz otuz yaşındayken, kendi felsefi sisteminin bütün çerçevesini çizmişti. Yıllar sonra ikinci basımına ahlak felsefesiyle ilgili ekler yaptığı bu şaheseri, o dönemde hiç dikkate alınmadı.

Mart 1820’de yaptığı ilk İtalya yolculuğunun ardından Berlin Üniversitesi’nde ders vermeye başlayan Schopenhauer üniversitede 24 dönem kaldı.

İtalya’ya yaptığı bir yıllık ikinci yolculuğundan sonra hastalandı ve bir yılını Münih’te geçirdi. Üniversite profesörlüğünden ayrıldı ve kendini araştırmaya ve yazılarına verdi; kalan ömrünü geçirdiği Frankfurt’ta deneysel bilimlerdeki gelişmeleri izledi.

1836’da, Über den Willen in der Natur’u (Doğadaki İrade Üzerine) yayımladı. 1837-1839 arasında Norveç ve Danimarka bilim kuruluşlarının desteklediği iki akademik yarışmaya katıldı. 1839’da sunduğu Über die Freiheit des enschlichen Willens (İnsan İradesinin Özgürlüğü Üzerine) ile birincilik ödülü kazandı. Ancak, Über das Fundament der Moral (Ahlakın Temeli Üzerine) başarılı olamadı.

Schopenhauer bu iki denemeyi daha sonra Die Beiden Grundprobleme der Ethik (Etiğin İki Temel Sorunu, 1841) başlığı altında birlikte yayımladı. 1851’de yayımlanan Parerga und Paralipomena (Yarım Bırakılanlar ve Geride Kalanlar), Schopenhauer’in dünya çapında tanınmasına yol açtı.

1857’de Bonn ve Breslau’da Schopenhauer’in felsefesi üzerine dersler verilmeye başlandı. Leipzig Üniversitesi ise görüşleri üzerine ilk bilimsel yarışmayı düzenledi. Eserleri Fransızcaya çevrildi; ünlü sanatçılar ise resimlerini yaptı.

Schopenhauer son yıllarında eserlerinin birçoğunu gözden geçirdi. 21 Eylül 1860’ta akciğer rahatsızlığı sonucu öldü. Ölümünden sonra da Julius Frauenstädt tarafından eserlerinin genişletilmiş yeni baskıları yapıldı.

Düşünürün diğer önemli eserleri arasında Über das Sehen und die Farbe (Görme ve Renkler Üzerine, 1816) ve Die Beiden Grundprobleme der Ethik (Etiğin İki Temel Sorunu, 1841) bulunur.