Amok Koşucusu

Amok Koşucusu

Stefan Zweig ISBN: 978-605-314-371-0
1.Baskı - 2019

“Bu sarhoşluktan öte bir şey… bu delilik, insanlarda görülen kuduz gibi bir şey… başka hiçbir alkol zehirlenmesiyle kıyaslanamayacak, ölüm saçan anlamsız bir saplantının krize dönüşme hâli…” 

İlk 16 sayfa için tıklayın.

 
12,50 TL
16,66 TL

Kitap Hakkında

“Bu sarhoşluktan öte bir şey… bu delilik, insanlarda görülen kuduz gibi bir şey… başka hiçbir alkol zehirlenmesiyle kıyaslanamayacak, ölüm saçan anlamsız bir saplantının krize dönüşme hâli…” 

***

Kitaba adını da veren öykünün kahramanı, hastalık derecesine varan tutkularının esiri olan bir doktor, amok koşusunu işte böyle tanımlıyor: öykülerdeki diğer karakterler de aslında birer amok koşucusudur. Stefan Zweig, bu öykülerinde derin psikoloji ve felsefe kültürüyle karakterlerin iç dünyalarına nüfuz ediyor, karmaşık tutkuların, üstesinden gelinmesi zor deneyimlerin, içsel baskıların ve kurulamayan iletişimlerin insanları nasıl da uç noktalara sürükleyebileceğini betimliyor; okuru sarsan bir sadelik ve güzellikle... 

Künye

Yazar Hakkında

Stefan Zweig

28 Kasım 1881’de Viyana’da varlıklı bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Fransızca, İngilizce, Latince ve Antik Yunanca dillerine vakıftır. Stefan Zweig Viyana Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi aldı, 1904’te “Hippolyte Taine’nin Felsefesi” adlı tezini yazdı. Edebiyatın pek çok alanında eserler üretti. 1901’de ilk şiir kitabı Gümüş Teller yayımlandı. 1907-1909 yılları arasında Hindistan gezisi yaptı. Gerçek bir kültür insanı olan Zweig, hümanist bir entelektüeldir. Zweig her ne kadar kendisiyle yapılan bir söyleşide “Annem ve babam tamamen doğumla alakalı olarak Yahudi’dir,” dese de dönemin pek çok toplumsal ve kültürel sorununa olduğu kadar Yahudilerin içinde bulunduğu özgül sorunlara da kafa yormuş, mevcut sorunlara demokratik ve kültürel çözümler aramıştır. Zweig’ın erken dönem denemelerini yayımlayan, Siyonizm’in kurucusu addedilen, bunun yanı sıra Viyana’nın ana gazetelerinden olan Neue Freie Presse’in editörü olan Theodor Herzl ile de tanışıklığı bulunmaktadır. Evi bir kültür merkezi gibidir, dönemin pek çok sanatçı ve düşünürü bu evi ziyaret eder. Zweig Avrupa’nın içinde bulunduğu krizden çıkabilmesi için “kültür” kavramı üzerinde durmuştur. I. Dünya Savaşı’nda arşiv memuru olarak görev alan Zweig’ın, II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte kültüre duyduğu inançta bir kırılma yaşanır. 1933’te Naziler Zweig’ın evini silah bulunduğu gerekçesiyle basıp talan ederler. Silah bulunmamasına rağmen kendisinden bir savunma yazması istenir. Faşizmin entelektüellere soluk aldırmadığı bir dönemdir. Hitler’in şiddet politikaları tırmanınca Avusturya’yı terk edip İngiltere’ye gider. Yurdundan kopmak Zweig’ı derinden yaralar; bu tarihten sonra ülkesine dönemeyen ve sürekli bir ülkeden diğerine göç etmek zorunda kalan Zweig, 1940’da New York’a yerleşir ama ardından Brezilya’nın imparatorluk şehri olarak nitelendirilen Petropolis’teki bir Alman kolonisinin bulunduğu yerleşim yerine geçer. Yalnızlık, Avrupa’dan uzaklık, faşizmin zorbalıkları bitkin düşmüş ruhunu ve bedenini iyice zorlar ve daha fazla dayanamayıp  22 Şubat 1942’de karısı Lotte ile birlikte intihar eder.


Klasik

Klasik dizisinin tüm kitaplarını görmek için tıklayınız.