Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî

20 Eylül 1207 tarihinde eskiden Horasan’ın, günümüzde Afganistan’ın şehirlerinden olan Belh’te doğmuştur. Bu yüzden Belhî olarak da anılır. Hayatının büyük bir bölümünü Anadolu’da geçirdiği için de Rûmî nisbesi ile ünlenmiştir.
Adı Muhammed, lâkâbı Celâleddîn’dir. Arapça “Efendimiz” anlamına gelen “Mevlânâ” unvânı, onu yüceltmek amacıyla söylene söylene neredeyse adı hâline gelmiş ve çoğunlukla bu adla anılır olmuştur. Babası Sultânu’l-ulemâ lâkâbıyla bilinen Bahâeddîn Veled’dir. Annesi ise Belh Emîri Rükneddîn’in kızı Mümine Hâtun’dur.
Siyâsî olaylar ve Moğol istilası nedeniyle 1212 veya 1213 yılında babasıyla birlikte Belh’ten ayrıldı. İlk durağı sayılan Nîşâbûr’a geldi. Orada ünlü mutasavvıf şâir Ferîdüddîn-i ‘Attar ile görüştüğü zaman çocuk yaştaydı. Babası Bağdat ve Kûfe üzerinden Ka‘be’ye gittikten sonra, Şâm’a uğrayıp, oradan Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde üzerinden Larende (Karaman)’ye geldi ve Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdığı medreseye yerleşti. Bütün bu seyâhat sırasında Mevlânâ da babasıyla birlikte hareket ediyordu.
Bahâeddîn Veled ile Mevlânâ’nın Karaman’a geliş yılı 1222’dir. Baba, oğul burada yedi yıl kadar kaldılar.
Bu arada Mevlânâ, 1225’te Şerefeddîn Lala’nın kızı Gevher Hâtun’la evlendi. Bu evlilikten Sultân Veled ve Alâeddîn Çelebi adlarında iki oğlu oldu. Gevher Hâtun’un ölümünden sonra dul ve bir çocuklu Kirâ veyâ Kerrâ adlı bir kadınla yeniden evlendi ve o kadından da Muzefferüddîn ve Emîr Âlim Çelebi adlarını verdiği iki oğlu ve Melîke Hâtun adında bir kızı oldu.
O yıllarda Anadolu’nun büyük bir bölümü Selçukluların egemenliği atındaydı, Konya da başkenti. Devrin Sultânı Alâeddîn Keykubâd, ileri gelen bütün âlimleri Konya’da toplamıştı. Bu arada Bahâeddîn Veled’i de Konya’ya davet etti ve 3 Mayıs 1228 tarihinde Konya’ya gelmesini sağladı. Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni Bahâeddîn Veled ve mâiyetinin ikâmetine tahsis etti.
Bahâeddîn Veled, 12 Ocak 1231’de vefat edince, onun etrafındaki müritleriyle talebeleri, bu kez Mevlânâ’nın etrafında toplandı.
Babasının yerine geçen Mevlânâ, müderrislik yapmaya başladı. 1232’de Konya’ya gelen ve babasının eski talebelerinden olan Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî, Mevlânâ ile görüşmesinde Bahâeddîn Veled’in Konya’ya gelerek oğlunu irşâd etmesini buyurduğunu söylemesi üzerine Mevlânâ hâl ilimlerini öğrenmek üzere Tirmizî’nin müridi olup, dokuz yıl ona hizmet etti. Daha sonra Şam ve Halep’te üç-dört yıl kadar kalıp oralardaki medreselerde Arap Dili ve Edebiyatı, lügat, fıkıh, tefsir ve hadis tahsil edip icazet aldı.
15 Kasım 1244’te Şems ile karşılaştı. Şems ile karşılaşan Mevlânâ halkla ilişiğini kesti. Konya’da on altı ay kalan Şems âniden şehri terk edince Mevlânâ çok üzüldü ve Şam’da olduğunu öğrenince dönmesi için ona mektuplar yazdı. Kaynaklarda Mevlânâ’nın semâ yapmaya bu olaydan sonra başladığı hakkında bilgiler vardır. Mevlânâ, oğlu Sultân Veled’i, Şems’i Şam’dan getirmek için görevlendirdi. Şems tekrar Konya’ya gelince Mevlânâ’nın medresesindeki bir hücreye yerleşti, bu arada Mevlânâ’nın evlatlığı Kimyâ Hâtun ile evlendi. Mevlânâ ile Şems’in yine baş başa kalmaları dedikodulara sebep olduğu için Şems 1247’de ikinci kez ortadan kayboldu ve bir daha kendisinden haber alınamadı.
Şems’in kaybolmasından sonra Mevlânâ bir süre inzivaya çekildi. Şems’in boşluğunu Selâhaddîn-i Zerkûb ve Hüsâmeddîn Çelebi doldurmaya çalıştı.
17 Aralık 1273’te vefat etti. Ölüm günü “şeb-i arûs” (düğün gecesi) olarak anılır.

Eserleri:
Dîvân-ı Kebîr veyâ Dîvân-ı Şems-i Tebrîzî; Mesnevî; Fîhi Mâ Fîh; Mecâlis-i Seb‘a; Mektûbât.